21 Şubat 2013

Schalke Maçı Koreografi Hikayesi

Türk Telekom Arena’daki ilk koreografi 18 Mart 2011 tarihinde Fenerbahçe maçında yapıldı.  Tarih 20 Şubat 2013: Türk Telekom Arena’daki  ” 8 ”. koreografi Schalke maçında yapıldı … Stadın açılışı 15 Ocak 2011′de Ajax ile yapılan hazırlık maçında oldu … Yaklaşık olarak 2 yıldır, Ali Sami Yen sonrası geçiş süresi yaşadığımız statta   5 tanesi  ”3 boyutlu ” olmak üzere tamı tamına 8 koreografiye imza attık …  Bu ön bilgiyi neden veriyoruz ?  Böylesine bir geçiş sürecinde başarı oranları çok çok yüksek olan 8 tane birbirinden farklı görsel şova imza atmak ultrAslan dışında  hiç bir grubun başarabileceği bir iş değil … Kaldı ki yaptığımız işler  ‘‘ suyun öteki yakasındaki ” zat-ı muhteremi ” bile fazlasıyla rahatsız ediyorsa başarılı işler çıkardığımızın gayri resmi onayı çoktan bizlere ulaşmış demektir …  Eleştiri bu tür işlerin doğasında var. Fakat emek vermenin sıcağını,soğuğunu doğasını bilmeyenlerin eleştirileri sadece kendi duvarlarında yankılanacak … Bu ön bilgiler de icraatlerimizin somut kanıtı.

 

3 boyutlu koreografi alışkanlığını oturtmuştuk. Bu işin zor kısmıydı. Riski, kartonla şekil çıkarmaktan daha yüksek yani … Ama Allah’a şükürler olsun bunu rayına koymuştuk. Farklı bir şeyler yapabilmek biraz değişik olanı yapma isteği bizleri  ”sadece karton koreografisi ” fikrine yöneltmişti.Fikirsel çalışma kısmında bir birinden parlak fikirler ortaya çıkıyordu. Açıkçası birini yapıp diğerini yapmamak elenen fikirlere ihanetti. Fakat en uygununa ulaşarak diğer fikirlere ufak bir elveda çakıyorduk. Çalışmanın hazırlık kısmında tatlı bir yorgunluk vardı. Akhisar deplasmanı dönüşü başlangıç verilen çalışma aşamaları adım adım gidecekti … Galatasaray için önce kilometreler kat ediliyor sonra biraz boya biraz fırça ele alınıyordu. Galatasaray için ne çok şey yapılıyordu … Set pankartının boyanması ile başlıyorduk koreografiye. 120 metre ! 6.60’a  120 metre ! normal boyutların tam 3 katında bir büyüklük ile girişiyorduk işe … Bunun üstüne bir set pankartı daha yapılacak ise o da gene bizden olacaktır …  p3 Realitesinde fırça ile boyanın ilk teması sonrasında bez üstünde renkler sıcak bir  görüntü yaratıyordu … Duvarlar ise soğuğu orada hapsediyor ve fırçayı elde daha sıkı tutmak için bir neden teşkil ediyordu.  Sıcak renkler, parçalı bir sevdanın soğuğa karşı imtihanı oluyordu … Atkı ve bere üstteki mont ile soğuğa karşı dirense de ortamın makarası ve o neşeli hali her şeyi unutturmaya yeterliydi. Ortalama 8 10 saat süren bu çalışma sonrasında ertesi gün çalışılacak işlerin programı yapılıyor ve evlere dağılıyorduk … Soğuğun en gri halinden sonra gece yarısı girilen sıcak ev cennet gibi geliyordu …

Karton rulolama sanatı başlıyordu … İşin en yoğun,en uzun süren kısmına girişmiştik.Bir kısım şekillerin çıkması için teknik detaylarda yoğunlaşırken belli bir ekip kartonların taşınması rulolanması ve tribün içerisindeki lojistiğiyle ilgileniyordu … Bu aşama da neler olmuyordu ki ? Makaranın dibine vurulduğu anları tek tek yazmak başlı başına bir yazı gerektirir.Bu sefer normalden çok daha fazla karton ile işimiz vardı. Ve bu iş başladığında hemen bitecek gibi dursa da aslında pek öyle gitmiyordu … Belli bir saatten sonra stadın içinde oluşan soğuk tarifi mümkün olmayan bir hale geliyordu. Sanki insanların olmadığı boş bir stat soğuğu en çok hissettiren stattı … Ya da derin bir ironi ile statlar taraftarsız bir hiçti … Çalışma temposu,soğuk,yorgunluk 00:00 sonrasında en belirgin konularımızdı. Boys Of Hell grubunun o bestesi akla geliyordu …  ”Temmuz’un sıcağında Şubat’ın ayazında … ” Temmuz’un sıcağında koreografi çalışmadık ama Şubat’ın ayazında insanlar ortalama yaşam sürelerinin çoğunu evinde geçirirken günlerce stat içerisinde soğukla haşır neşir olma konusunda çok güzel tecrübelerimiz var. Soğuğu hissetmemek için daha çok çalışmak gerek,daha çok çalışmak yorgunluğu artırır fakat dinlediğinde daha çok üşürsün … Bu çelişkiyi zevkli hale getiren iki renk ‘ Sarı ve Kırmızı ”   Üşürken koreografinin açılış anını sürekli olarak kafamızda canlandırarak birbirimize sorarız … Olacak değil mi ? Sıkıntı yok ? – Sıkıntı yok kanka neleri başardık ? Bunu da Allah’ın izni ile yapacağız …  -Tamam hadi abi devam devam devam …  Biraz geriye gidelim ve kurucumuz Ali Sami Yen’in tasavvur ettiği hedefe bir bakalım

“Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı’daki Şişman Yanko’nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu.

Kurucusunun koyduğu çizgide 100 yılı geçkin sürede adım adım hep en iyiye koşan Galatasaray’ın Avrupa’da tek eksik kupası: Şampiyonlar Ligi Kupası idi ”. Ve o kupaya adım adım gidiyordu. Süreç belli,hedefler belli … Koreografinin teması da bunların harmanıydı …  -HEDEFE KOŞUYOR TÜRKİYE’NİN GURURU. AVRUPAYI SARDI GALATASARAY KORKUSU !

Durumumuzun özeti tam olarak bu sözün kendisiydi. Çalışmalar son gece tamamlandığında Arena’nın soğuğunu bir kez daha paylaşıyorduk … Yarın ola hayrola biz hazırdık.

 

Maç günü herkes görev bölgesindeydi … 21:38 ! Başlangıç anı idi. Saatler geçtikçe o heyecan bastırıyordu … Hani aşık olur karşındakine açılma anı gelir ya 🙂 İçinde anlamsız bir yumruk,anlamsız bir karın ağrısı … Heyecanın tavan yaptığı an. Belki en doğru tanımı bu değil ama teşbihte hata olmaz misali bizde ki hali buydu … Kartonların kalkıp set pankartının nazlı nazlı açıldığı o an heyecan,mutluluk,gözlerin dolu dolu olması ve kusursuzca açılıp kartonların havada kaldığı o an akla gelen tek şey günlerce yaşadığımız o soğuk anlar … Onları öyle güzel ısıtıp parçalıyoruz ki … Bir kez daha o soğuğu yaşamak ve Galatasaray tribünlerindeki herkesin gönlüne gurur dolu bir sıcaklık  bırakmak için sırada ki koreografiyi yorgunluk içinde aklımızdan geçiriyoruz … Koridor’a çıktığımızda o birbirimize başardık olum başardık sarılışı ve kenetlenmemiz ise bu hayatta sayılı insana nasip olacak cinsten bir mutluluk … Biraz yorgunluk,biraz emek,biraz soğuk,biraz cefa … Başarının formülü bizlerde. Formül aslında çok açık ve çok basit. Önemli olan formülü bilmek değil formülü uygulayacak ve uygulatacak yürek meselesi … İşte o yürek bizlerde doğuştan Galatasaraylılık olarak var. O yürekler bitmedikçe Allah’ın izni ile daha çok koreografi olacaktır.

Maçın sonucunun çok bir önemi yok. Gönül her zaman Galatasaray’ımızın galibiyetini ister orası ayrı. Belki de haddimiz değil ama gene de buradan yazmak bir nebze olumlu katkı yapar bu duruma. Galatasaray ile umutsuzluk yan yana duramaz aynı ölüm ve yaşam gibi … Ölümün olduğu yerde yaşam yoktur. Yaşam varsa ölüm hala gelmemiştir. Galatasaray’ın olduğu yerde umutsuzluk olamaz. Umutsuzluk varsa Galatasaray’ın felsefesini anlamamışsındır. Yenilgiler olabilir ama umutsuzluk  genlerimizde yok … Örneklerini yazmak Galatasaray’ın tarihini yazmakla eş değer olur …  Her koreografide bir mesaj verdik. Ve Allah’a çok şükür bunlar hep tuttu. İnşallah bu da tutacak. Bizim inancımız,umudumuz hep var …

 

NOT:  Bu çalışmaların başında bizlere maddi manevi bütün imkanları seferber eden; Tribün Liderimiz Sayın Sebahattin Şirin ve Sayın Yılmaz Tutuş ( Yılmaz Başkan ) başta olmak üzere;  bizlerin her dakika yanında olan tribüne yıllarını vermiş abilerimize, bu çalışmalarda soğuğu bizlerle her dakika paylaşan ultrAslan Lise ve ultrAslan BH grubuna ,ultrAslan ailesinin diğer tüm alt gruplarına,dualarını ve güzel temennilerini bizden esirgemeyen, koltuğundaki kartonu kaldırarak bu işe dahil olan Büyük Galatasaray taraftarına sonsuz teşekkürler … Unutulmasın ki bu bir ailenin iş paylaşımıyla olan başarıdır … Ne mutlu ki bu ailede bizlere bu görev düşüyor.

 

 

BİZ BİR AİLEYİZ KENETLENDİKÇE DAHA DA BÜYÜYEN !

 

Paylaş: