25 Eylül 2016

İnönü Deplasman Hikayesi

İnönü Deplasman Hikayesi
İnönü Deplasman Hikayesi

Yasak kalkar mı kalkmaz mı? Aslında tüm hikaye bu soruyla başlamıştı. “İhtimali yok kalkmaz” diyen bizler “Kalksa da fena olmaz ha” diyerek iç geçiriyorduk. 5 senenin hasreti vücudumuzda alevlenmeye başlamıştı. Haftalardır bir kalktı bir kalkmadı diyerek haberciliğini konuşturan Türk Medyası, kafasına göre karar veren kulüp yönetimleri.. Taraftarın sabrı sınanıyordu. Öz eleştiri yapmak gerekirse yasak geldiğinden beri sağlam bir hareket yapamamıştık. Bazıları tarafından getirilen bu anlamsız yasak, yine o bazıları tarafından kaldırılıyor; biz bir duruş sergileyemiyorduk. Bu noktada romantizm daha ağır basıyordu aslında, İnönü’ye tekrardan gidebilecek olma düşüncesi mantıklı düşünmemizi engelliyordu.

 

Yasak kalkmıştı ama bir sorun daha vardı. Sezon başından beri kendi taraftarına yüksek bilet fiyatları çeken Fikret Orman Yönetimi, bu maçı da es geçmemişti: 150 Türk Lirası… Burada Fikret Orman Yönetiminden ziyade, tüm yönetimleri eleştirmek gerekiyordu. Statların yenilenmesinin bedelini taraftar ödememeliydi..

 

Bu tartışmalar arasında değişmeyen tek gerçek Galatasaray Tribünü’nün oluk oluk İnönü’ye inecek olmasıydı. İşte geliyoruz yine yeniden! Cumartesi sabahı Sokak’ta toplanmaya başlamıştık. Bütün tribün kendini hazırlıyordu. Sokak’tan hareket eden kortej, Gezi Parkı’nda mola veriyordu. Park’tan sonra herkes tek ses: Dolmabahçe’ye doğru çıktık yola!

 

Özlediğimiz o sahneyi tekrardan yaşıyorduk. Kalpleri sadece Galatasaray’a bağlı, Arma peşinde tam 2110 Aslan, sokakları inlete inlete yol alıyorduk. Herkes yine tek sesti: Gümüşsuyundan aşağı kol kola!

 

Ufukta malum stad gözüküyordu. “Hayırlı olsun, birazdan stadınızı esir alacağız :)”
Hayatlarını Kapalı’daki küçücük kutudan gören, on yılda bir elde ettikleri başarılarla rüzgarlanan, her seferinde kendilerini en iyi sananlara Galatasaray Tribünü gereken cevabı ikinci kez verecekti. İşte geliyoruz yine yeniden!

 

Nihayetinde oradaydık. Maça daha iki saat vardı. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün anlamsız gösterileri, gece kulübündeki mesaisinden çıkan DJ performansı, tribünlerdeki Kazablanka esintileriyle iki saatlik eğlence sonucu maç düdüğü çalıyordu.

 

Takım sahayı, biz tribünde stadı ele geçirmiştik. Galatasaray’ımız ilk yarıyı 2-0 önde kapatırken, İnönü susmuş bizi dinliyordu. Ee tribün işi öyle ponpon takımıyla yapılmıyor kartallar 😉 İkinci yarı takımın performansı düşmüş olsa da, Galatasaray Tribünü eğitim öğretimine aynı şekilde devam ediyordu. “Burası Sami Yen burdan çıkış yok!” Yaklaşık 40.000 kişilik deplasman tribünü bu sesler eşliğinde maçını izliyordu. Var olduğun her yere biz hep geleceğiz; geldiğimiz her yeri cehenneme çevireceğiz!

 

Maç sonucu bizim açımızdan üzücü olsa da, yaptığımız muhteşem tribünün verdiği tatlı huzurla stadyumdan ayrılıyorduk. Bir kısmımız Galatasaraylı olmanın verdiği gururu hissederek evinde kafasını yastığa koyarken, bir kısmımızda uzak şehirlere doğru yol alıyor, Galatasaray Tribünü bir hikayeyi daha başı dik bir şekilde noktalıyordu.

 

Bizi izlemeye, dinlemeye devam edin.
Bizden öğreneceğiniz çok şey var..

 

Paylaş: